Temmuz 12, 2007 - Türkiye'nin Tarifi ve Arifler

Bende bu ülke meselelerine herkes kadar kafa yoran, endişeli ama sabrı da elden bırakmayan umut fakiri bir Türkiye geleceğiyim. Her zaman kafasında soru işaretleri taşıyan, yere sağlam basma hayallerinin belediye çukurlarına gömüldüğü, çarşı pazarda fiyat endeksi tahminleriyle boğuşan, gençlerinin batıdan esen rüzgârlarla yaşken eğildiği bu ülke toplamının bir uzantısı; üstündeki lekelerden artık görünmez hale gelen “sırlı” Türkiye aynasının soluk bir yansımasıyım. Gelecek kaygılarıyla bünyemi meşgul ettiğim şu günlerde ortalıkta olup bitenlerin psikolojimle olan münakaşasından da oldukça muzdaribim.
tamamı siyaset
|
|
Yorum yaz!
|
2007-07-24 09:49:08 - Sizinle konuşmak. |
| Yazan: neazadem |
Sizinle konuşmak güzel diye konuşuyorum! Buna inanın! Bahsetmek istediğim mevzu şudur. Ehli küfrün manipülasyondaki ustalığı ve bazı tez canlı, fevri kardeşlerimizin duygusal fakat İslamilikten uzak bazı eylemleri yüzünden İslamı aslından öğrenmeye ve hayat geçirmeye çalışan Müslümanlar dünyanın gözünde eli kanlı, nerede bir kâfir, bir Hıristiyan, bir Yahudi görse kafasını kesen, merhametten nasib almamış insanlar olarak algılandılar. Oysa mevzu kolay ve basitti! İslamın bu konudaki düsturlarını dakik ve vakıaya mutabık bir şekilde tetkik etmek! Yani bir Müslüman düşünürün dediği gibi –İslam ne barış dinidir, ne de savaş dinidir. Barışmak gerekirse barışır, savaşmak gerekirse savaşır-. Sırf küfre şirin görünmek adına Allahtan daha merhametli davranmaya çalışmak nasıl yanlış ise aynı şekilde bir kavme duyduğu kinden dolayı adaletsizliğe düşmek de o kadar yanlıştır. Bugün Afrikada, Avrupada, Rusya’da, Latin Amerikada v.s. İslamdan ve nimetlerinden mahrum olan insanların da vebali Müslümanların boynundadır. Onlara tıpkı Hz.Ömer gibi, Tarık bin Ziyad gibi, Fatih gibi, İslamın taşıyıcıları olamlıyız. Şu anda da İslama davet vardır ama bu davetler ferdi ve mütevazı çabalar olarak kalmaktadırlar. Her güçlü fikrin yapısında olduğu gibi İslamda da kendisini tatbik, koruma ve yayma keyfiyeti vardır. Ne yazık ki bu üç özelliği de şu an için hayatta değildir. Bütün sorunlarımız da bundan kaynaklanmaktadır. Tıpkı kafese kıstırılmış fakat asıl vatanı uçsuz bucaksız ormanlar olması gereken bir aslan gibi.
-Allah ve Resulü sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, onlara icabet edin!- diyoruz tüm dünyaya. İnşallah hepsi değilse de birçoğu icabet edecek. Hiçbiri icabet etmese bile biz Rabbe karşı mesuliyetimizi yerine getirmiş olacağız. İnşallah. Allah razı olsun, sizi sevsin!
Not: Yazıları Word'te yazıp buraya atıyorum. Nedense noktalama işaretlerinde hata veriyor. Ben de siliyorum o işaretleri. Yazıdaki noktalamasızlıklar bundan kaynaklanmaktadır.
|
| Bağlantı |
2007-07-23 16:28:13 - Hoşgörü Üzerine.. |
| Yazan: alpersari |
yine çok detaylı bir değerendirme de bulunmuşsunuz..
ayırdığınız vakte ve verdiğiniz değere çok teşekkür ediyorum..
anlaşılıyor ki ilahiyat ilmine vakıf ya da bu ilmi bir hayat tecrübesi saymış bir yapıya sahipsiniz..
anlattıklarınıza katılmamak elde değil..
belki de ben olaylara, hissiyatımın noksanlığı nedeniyle biraz daha ılımlı yaklaşıyorum..
gerçek bir ızdırap ehli değilim; bunu biliyorum..
ama dünyaya hizmet noktasında belli bir tebessüm kalıbını da her zaman yanımda tutuyorum..
bunun bu çağda kapıları açan anahtarlardan sayıyorum..
keşke herkes bu mevzularla alakalı sizin kadar dertlenebilse..
belki o zaman farklı bir dünyadan bahsediyor olurduk şimdi..
lütfen sahip olduğunuz bilgileri bizden esirgemeyiniz..
böylece arasıra da olsa gaflet uykusundan uyanabiliriz..
sağlıcakla kalın..
|
| Bağlantı |
2007-07-23 13:01:31 - Hoşgörü, Horgörü... Kimden kime, niçin? |
| Yazan: neazadem |
Şu hoşgörü kavramı. Herhalde son 20 yıldır, en çok kirletilen ve muğlâklaştırılan kavramlarımızdan. Üstadım bizler Müslümanız. Fikirlerimizi, meyillerimizi (sevgi, nefret v.s.) ve davranışlarımızı kısacası hayat dair her şeyimizi Allah (c.c.) belirliyor. Şimdi O, kimi nasıl hoş görmemizi ve aynı şekilde kimi nasıl hor görmemizi belirtmişse biz de ona gör bir tavır takınacağız. İslam gayrimüslimlerle savaşmayı şu şekillerde yapar:
1. Onlar İslam Devletinin, kendi beldelerinde İslamı yaymasını engellerler ve İslam Devletinin tebaası olmayı da redderler, onlarla savaşır..
2. Onlar Müslümanlara saldırmıştır da Müslümanlar da onlarla savaşır.
3. Onlar İslam Devleti ile yaptıkları anlaşmayı bozarlar de İslam Devleti onlarla savaşır.
Gibi şu an için aklıma gelen sebeb ve şartlar. Tabi bu savaş işinin de bir usulü bir kaidesi vardır. Mesela, kadınların, çocukların, zayıfların, mabedlerdeki din adamlarının katli haramdır. Zorla İslama girdirmeye çalışmak da haramdır. İslam Devletinin tebaası olan kâfirler ise kendi mabedlerinde(!) dinlerini yaşayabilirler. Adalet önünde de bir Müslüman ile eşittirler. Ve yine daha sayamadığım birçok nimet dahilinde onlara bazı haklar verilmiştir Rahman tarafından. Bunlar da hoş görüldüğünden değil Allahın imtihan dahilinde onlara verdiği mühlet kabilinden şeyleridir. Yoksa Allah (c.c.) hiçbir zaman kerih ve necis dediği küfrü hoş görmez bizden de bunu istemez.
Hele hele onların akidelerine herhangi bir merhamet ve hoşgörü, Müslümanlara haram kılınmıştır. Hani şimdi diyenler var Kelime-i Tevhidin birinci kısmı.*
Bu süreç dâhilinde mazlum ve mustazaf bir hal üzere olan, canı, malı, ırzı, dini, en zalimane saldırılara duçar edilen ümmete, bu zulümleri işleyenler karşı hoşgörü tavsiye etmek, hiçbir şey değilse adaletsizliktir. Bugün Müslümanlara bunu tavsiye edenler, karşı tarafa Irakta işlenecek cürüm üzerine tavsiyede bulunuyorlar.** Zaman İslamın ölçülerinden ayrılmadan, İslamı hâkim kılmaya azmetme zamanıdır! Ki bu rahmet olacaktır: Hem Müslimlere hem de gayri Müslimlere.
*: M.Fethullah Gülen, Küresel Barışa Doğru adlı eseri Sh.131de, şu cümleleri sarfetmektedir:
Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümüne, yani Muhammed Allahın Resulüdür kısmını söylemeksizin ikrar eden kimselere de merhamet nazarıyla bakılmalıdır.
**: 22.03.2004 Zaman Gzetesi'ne çıkan M. Fethullah Gülen röpartajından.
İki ay önce. Malavide Türklerin de içinde olduğu bir iki hadise oldu. Onlarla alakalı bilgin var mı? diye sordular. Bir de birkaç arkadaş ziyarete gelmişti. Hepsi aynı adresi vermiş. 11 Eylülden sonra bilgi havuzu oluşturdular. Farklı değerlendirmelere tabi tutuluyor gelenler. Geldiklerinde fikirlerinden de istifade edelim diye birkaç soru sordular. Gayet yumuşak davrandılar. Bizi tanıyan birisi meseleyi duyunca Acaba beyefendiye saygısızlık yaptılar mı, yaptılarsa arkadaşların yanında özür dileyelim. demiş. Burada birimler birbiriyle irtibatlı değil. Esas bağlı bulundukları birimin haberi yok. Yoksa temel olarak saygılıydılar. Tahkikat için gelmişlerdi; ancak bana samimi olarak şunu sordular: Siz Irakta Amerikalıların nasıl tasarrufta bulunmasını istersiniz? İşgalden sonra Irakta nasıl bir idare olsa makul olur? Dedim ki: İşgal olmuş. Siz ne derseniz deyin, halk bu meseleye işgal diyor. Benim fikrimi soruyorsanız Irakta öyle bir demokrasi kurun ki Türkiyeden ileri olsun. Türkiyeye imrenmesinler. Müslümanlara öyle müsamahalı olun ki İrana imrenmesinler. Zannediyorum bunlar kendi üstlerine o düşünceyi de götürdüler. Ben bunu da samimiyetlerine verdim. Benden bir şey öğrenme değil de herhalde neyim, neciyim, nasıl düşünüyorum, mülahazalarım nedir? Ben de Ortadoğuluyum, Türküm. Bu mülahazalara binaen düşüncelerimi öğrenmek istediler.
|
| Bağlantı |
2007-07-22 14:48:36 - Modern Dünya Sistemi |
| Yazan: alpersari |
haklısın..
benim de vurgulamaya çalıştığım saadet asrında en yoğun yaşantısını sürdüren meşveret mevzuu ve hoşgörü kalıplarının alabildiğine genişletilmesidir..
bizim üzerimize düşen kendi değer yargılarımızın da farkında olarak dünyada var olan gerçeklerden yüz çevirmemek..
eğer bugün avrupa veya batı dediğimiz olgunun gereçlerinden bahsediyor ve onları kullanmak zorunda kalıyorsak müslüman milletler olarak bundaki payımızı değerlendirmeliyiz bence..
ne kadar kendimiz olabildik bu ana kadar..
ve ne oranda becerdik kendimiz olarak kalabilmeyi..
belki de şu an bize düşen Mevlana Hz. nin de dediği gibi bir ayağımız kendi dünyamızda, değerlerimizde kültürümüzde; diğer ayağımızla dünya coğrafyasının izlerini kolaçan etmek..
diğer dünyalarla hoşgörüden teşekkül köprüler inşa etmek..
"Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." Hucurat/13 |
| Bağlantı |
2007-07-20 13:03:37 - Hımm! |
| Yazan: neazadem |
Birbirimizi sabaha kadar, yılbaşına kadar dinlesek... Nereye varırız? Avrupa'ya... Evet, gidebileceğimiz yer Avrupalının şu an için gelebildiği konum olacaktır. Yani insan yetmiyor kendine, kendi sorunlarını çözemiyor kendi kendine. Aha modern batı, "özgürlükler" diye diye "Toplum Sözleşmesi" okuya okuya geldikleri nokta: Aile mefhumunun ölmesi, mahremiyetin tükenmesi, huzur ve mutluluktan yoksun, birbirine saygılı(!) soğuk insani ilişkiler... Bu sebebten önce bizim ile ilk konuşanı, bize ilk okuyanı dinlemeliyiz. Bu çözüm 1400 yıl kimi zaman hatalarla uygulanmasına rağmen insanlara(!) huzur ve mutluluk verdi. İşte teşhis, işte deva!
Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır. (20/Tâhâ, 124)
Düzenleyen neazadem gün: Friday, July 20, 2007 saat: 13:06 |
| Bağlantı |
C O P Y R I G H T © 2006 - 2009 A L P E R S A R I
|
Hakkımda
1985 yılında Antalya'da doğdu. Yazı ve şiirleri Ada, Bireylikler, Kitap Zamanı, Mor Taka, Telve, Varlık ve Yeniyazı gibi dergilerde göründü. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği mezunu. Şimdilerde Telve Dergisi'ne editör olarak katkıda bulunuyor. alper.deu@gmail.com
|